UKASH
Ukash kartınız ile artık güven duyacağınız ve sistem olarak da sağlıklı olarak ilerleyebilecek ve alışveriş yapabilecek bir seçeneğiniz artık var ukash kart. Bu kart özellikle tek kullanımlık olması size ayrıca bir güvenlik hizmeti sunmaktadır. Ukash kartı internetten ismini duyurmayı başarmış kaliteli ukash firmaları aracılığı alabilirsiniz. Herhangi bir güvensizlik oluşmayacak zaten sizde yapacağınız ilk harcamanızda bu güveni alıyor olacaksınız. Bu kart güven vericidir. Alışverişlerinizi rahat ve huzuru yapmanızı sağlar.
İnsanların kendilerine ait bilgilerin başkaları tarafından görüntülenmesi kişileri rahatsız eder ve işte tam bun noktada ukash kart devreye girer. Güvenli alışverişin kişisel bilgilere ihtiyaç duyulmadan da yapılabileceğinizin garantisini vermektedir. Ukash ile başlı başına güvenli ve bilgi içeriği olmadan alabileceğiniz bir kart sistemidir.
Ukash kart nasıl alınır? Kısmında öncelikle internet üzerinde araştırma yapabilir ve nasıl bu karta sahip olabileceğinizi araştırabilir ve mutlaka araştırmalarınız sonucunda karta sahip olabiliyor olacaksınız. Ukash ayrıcalıktır. Ukash kartta sizler alışverişlerinizde daha rahat ve huzurlu alışverişler gerçekleştiriyor olabileceksiniz. Dolayısı ile sizde en kaliteli ukash karttan faydalanabilir ve ayrıcalıklardan yararlanabilirsiniz. Ukash ayrıcalıkları olan ayrıca da sağlıklı alışveriş kolaylığı sağlayan bir kart sistemi.
25 Ağustos 2012 Cumartesi
9 Ağustos 2012 Perşembe
SEO , KURUMSAL SEO
Herkesin bir şeyler aradığı ve yapmaya çalıştığı bir dünya olan interneti tanımlamak gerekirse dünya içinde bir dünya diyebiliriz. Bu dünyaya hükmeden kim diye sorarlarsa da insanların çoğu Google diyeceklerdir. 1998 yılının sonlarına doğru kurulan ve kuruluşunda sadece bir arama motoru olan Google şimdilerde ise internet dünyasının tek hakimi olmuş gibi görünüyor. Kendini büyük bir gelişimle dünyanın en büyük sitesi haline getiren arama motoru neredeyse her ülkede her milletten bilgisayar kullanan insanlar tarafından tercih ediliyor.
Ülkemizde de en çok kullanılan arama motoru olan Google, kullandığınız anda neden en iyisi olduğunu kendisi kanıtlayabiliyor. Bir kelime yazdığınızda arayabileceğiniz şekliyle kendisi kelimeyi tamamlayıp arama yapıyor. Bu işlem de bir saniyenin altında sürüyor. Sizin için en iyi sonucu en üste taşıyıp fazla zaman kaybetmenize engel oluyor. Bir kelimeyi ararken yanlış yazarsanız doğru haliyle arama yapıyor. Bilginin her türlüsünü insanlarla buluşturmak amacıyla çalışan site, yaptığı işi de hakkını vererek yapıyor.
Uzmanlık alanı arama motoru olsa da internetin hemen hemen her kolunda bir payı olan Google giderek bütün internet aleminde tek söz sahibi konumuna yaklaşıyor. Google’ın tek başarılı olamadığı yer sosyal ağlardı. Ancak son ürünü Google + ile sosyal ağlar arasında da yakında söz sahibi bir konuma geleceği düşünülüyor. İnternet dünyasında ünlenen bir çok siteyi, sistemi daha büyümeden kendisine katıp sahiplenen Google gün geçtikçe biraz daha büyüyor. Arama motorluğunun yanında yan ürünleri olarak mail, video, resim, harita, web tarayıcı, çevirici ve Google + gibi ürünleri de bulunuyor.
Arama motorunun piyasa değeri 150 milyar doları aşıyor. Bu değerde olmasının en büyük nedeni de reklam gelirleri elbet. Google sitelerde reklamları yayınlatarak gerilirinin bir kısmına site sahiplerine dağıtıyor ancak çok reklam yaptığı için kendine kalan para yetiyor da artıyor bile. Sizde bir internet sitesi sahibiyseniz Google sayesinde gelir elde edebilirsiniz.Google'ın web sitenize sağlayabileceği imkanlardan yararlanabilmek için mutlaka SEO çalışması yaptırmanızı öneririz.Bu konuda KURUMSAL SEO hizmetlerimiz için ücretsiz analiz hizmetimizden faydalanabilirsiniz
Ülkemizde de en çok kullanılan arama motoru olan Google, kullandığınız anda neden en iyisi olduğunu kendisi kanıtlayabiliyor. Bir kelime yazdığınızda arayabileceğiniz şekliyle kendisi kelimeyi tamamlayıp arama yapıyor. Bu işlem de bir saniyenin altında sürüyor. Sizin için en iyi sonucu en üste taşıyıp fazla zaman kaybetmenize engel oluyor. Bir kelimeyi ararken yanlış yazarsanız doğru haliyle arama yapıyor. Bilginin her türlüsünü insanlarla buluşturmak amacıyla çalışan site, yaptığı işi de hakkını vererek yapıyor.
Uzmanlık alanı arama motoru olsa da internetin hemen hemen her kolunda bir payı olan Google giderek bütün internet aleminde tek söz sahibi konumuna yaklaşıyor. Google’ın tek başarılı olamadığı yer sosyal ağlardı. Ancak son ürünü Google + ile sosyal ağlar arasında da yakında söz sahibi bir konuma geleceği düşünülüyor. İnternet dünyasında ünlenen bir çok siteyi, sistemi daha büyümeden kendisine katıp sahiplenen Google gün geçtikçe biraz daha büyüyor. Arama motorluğunun yanında yan ürünleri olarak mail, video, resim, harita, web tarayıcı, çevirici ve Google + gibi ürünleri de bulunuyor.
Arama motorunun piyasa değeri 150 milyar doları aşıyor. Bu değerde olmasının en büyük nedeni de reklam gelirleri elbet. Google sitelerde reklamları yayınlatarak gerilirinin bir kısmına site sahiplerine dağıtıyor ancak çok reklam yaptığı için kendine kalan para yetiyor da artıyor bile. Sizde bir internet sitesi sahibiyseniz Google sayesinde gelir elde edebilirsiniz.Google'ın web sitenize sağlayabileceği imkanlardan yararlanabilmek için mutlaka SEO çalışması yaptırmanızı öneririz.Bu konuda KURUMSAL SEO hizmetlerimiz için ücretsiz analiz hizmetimizden faydalanabilirsiniz
8 Ağustos 2012 Çarşamba
Gıda
GIDA SEKTÖRÜ
İmalat sanayi içinde tarıma dayalı bir alt sektör olarak değerlendirdiğimiz gıda sektörü, uluslararası anlamda 5 sektöre ayrılmıştır.
1 Et ve Et Ürünleri Sanayi,
2 Süt ve Süt Ürünleri İşleme Sanayi,
3 Un ve Unlu Mamuller Sanayi,
4 Şeker ve Şekerli Mamuller Sanayi,
5 Bitkisel Ürünleri Sanayi,
şeklinde ayırmamız doğru olacaktır.
-Et ve et ürünleri -
Türkiye'deki hayvancılık kesiminin işletme sayısının sadece %0.05'i büyük ölçekli firmalardan oluşurken geri kalan %99.5 civarındaki işletme sayısı ise küçük ölçeklidir. Çoğu sğır ve küçük hayvanlar düşük verimlerde sektöre katıldığı için, küçük ölçekli sektörlerde pek büyüme olmamış hatta sektörde de düzenli bir büyümenin önüne geçmiştir bu durum.
Son yıllarda ise artan 'fast food' kültürü sosis, salam, sucuk gibi et ürünlerine olan ihtiyacı arttırmış bu sayede sektörün üretimine olan talebi de arttırmıştır.
-Süt ve süt ürünleri-
Süt ürünleri, hayvancılık kesimlerinin 5'te 1'ini oluşturmaktadır. AB ülkelerinde ise bu oran hemen hemen %50 civarındadır. Beslenmede önemli bir yere sahip olan süt ve süt ürünlerinin üretimi halkımızın ihtiyacını karşılayacak durumda değildir. Toplam üretimin %66 inek, %21, %10 koyun, %3 manda sütü oluşturmaktadır. 1986 yılından bu yana süt ve ürünleri sektöründe ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde üreticilerin gelirini güvenceye alan fiyat tespiti, sübvansiyon, destekleme alımı ve depolama sistemlerini kapsayan bir ortak piyasa düzeni kurmuştur.
Ayrıca kültürümüze özgü yoğurt gibi bir Gıda besinin düşük pazarlama düzeyi başka ülkelerin bu gıda ürününü sahiplenip pazarlamalarına neden olmuştur.
-Un ve un mamulleri-
Un mamullerinin en belirgin olan gıdası ekmek ve diğer un maddeleri öğütülme işlemiyle elde edilir. Ülkemizde çok fazla un fabrikalarının bulunması daha sonraki süreçte atıl kapasitelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ayrıca dünya üzerinde un tüketiminde Rusya'dan sonra 2. Sırada olduğumuzu da hatırlatmamız lazım. Arap ülkelerinin yüksek talep potansiyerli bu sektörü ayakta tutmaktadır.
-Şeker ve şekerli mamuller-
Ülkemizde başlarda şeker fabrikaları hep kamunun elinde tekel olmuştur, KİT'ler tarafından işletilmiş bir sektör olmuştur. İlk şeker fabrikası Cumhuriyet döneminde kurulmuştur. Alpullu, Tokat, Eskişehir'de olmak üzere şeker fabrikaları kurulmuştur. 1935 yılında Ziraat Bankası, Sümerbank ve İş Bankası'nın katılımıyla kurulan "Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi" tarafından tek bir kuruluş halinde birleştirilmiştir Sonraki yıllarda diğer fabrikaların da katılımıyla bugün toplam 16 adet şeker fabrikamız bulunmaktadır. Sektörün dövize karşı esnek olması fiyatları oldukça yükseltebilmektedir, bu sektörün en önemli sorunlarındandır.
-Bitkisel ürünler-
Ham olsun işlenmiş yağ olsun her zaman arz talebi aşmış ve bu durum üretim fazlasına neden olmuş atıl kullanım yaratmıştır. Fakat AB süreci ile ilgili ilişkilerde artık bitkisel sektörler daha verimli kullanılmaya başlanmış ve daha potansiyelli üretimler olmuştur.
İmalat sanayi içinde tarıma dayalı bir alt sektör olarak değerlendirdiğimiz gıda sektörü, uluslararası anlamda 5 sektöre ayrılmıştır.
1 Et ve Et Ürünleri Sanayi,
2 Süt ve Süt Ürünleri İşleme Sanayi,
3 Un ve Unlu Mamuller Sanayi,
4 Şeker ve Şekerli Mamuller Sanayi,
5 Bitkisel Ürünleri Sanayi,
şeklinde ayırmamız doğru olacaktır.
-Et ve et ürünleri -
Türkiye'deki hayvancılık kesiminin işletme sayısının sadece %0.05'i büyük ölçekli firmalardan oluşurken geri kalan %99.5 civarındaki işletme sayısı ise küçük ölçeklidir. Çoğu sğır ve küçük hayvanlar düşük verimlerde sektöre katıldığı için, küçük ölçekli sektörlerde pek büyüme olmamış hatta sektörde de düzenli bir büyümenin önüne geçmiştir bu durum.
Son yıllarda ise artan 'fast food' kültürü sosis, salam, sucuk gibi et ürünlerine olan ihtiyacı arttırmış bu sayede sektörün üretimine olan talebi de arttırmıştır.
-Süt ve süt ürünleri-
Süt ürünleri, hayvancılık kesimlerinin 5'te 1'ini oluşturmaktadır. AB ülkelerinde ise bu oran hemen hemen %50 civarındadır. Beslenmede önemli bir yere sahip olan süt ve süt ürünlerinin üretimi halkımızın ihtiyacını karşılayacak durumda değildir. Toplam üretimin %66 inek, %21, %10 koyun, %3 manda sütü oluşturmaktadır. 1986 yılından bu yana süt ve ürünleri sektöründe ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde üreticilerin gelirini güvenceye alan fiyat tespiti, sübvansiyon, destekleme alımı ve depolama sistemlerini kapsayan bir ortak piyasa düzeni kurmuştur.
Ayrıca kültürümüze özgü yoğurt gibi bir Gıda besinin düşük pazarlama düzeyi başka ülkelerin bu gıda ürününü sahiplenip pazarlamalarına neden olmuştur.
-Un ve un mamulleri-
Un mamullerinin en belirgin olan gıdası ekmek ve diğer un maddeleri öğütülme işlemiyle elde edilir. Ülkemizde çok fazla un fabrikalarının bulunması daha sonraki süreçte atıl kapasitelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ayrıca dünya üzerinde un tüketiminde Rusya'dan sonra 2. Sırada olduğumuzu da hatırlatmamız lazım. Arap ülkelerinin yüksek talep potansiyerli bu sektörü ayakta tutmaktadır.
-Şeker ve şekerli mamuller-
Ülkemizde başlarda şeker fabrikaları hep kamunun elinde tekel olmuştur, KİT'ler tarafından işletilmiş bir sektör olmuştur. İlk şeker fabrikası Cumhuriyet döneminde kurulmuştur. Alpullu, Tokat, Eskişehir'de olmak üzere şeker fabrikaları kurulmuştur. 1935 yılında Ziraat Bankası, Sümerbank ve İş Bankası'nın katılımıyla kurulan "Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi" tarafından tek bir kuruluş halinde birleştirilmiştir Sonraki yıllarda diğer fabrikaların da katılımıyla bugün toplam 16 adet şeker fabrikamız bulunmaktadır. Sektörün dövize karşı esnek olması fiyatları oldukça yükseltebilmektedir, bu sektörün en önemli sorunlarındandır.
-Bitkisel ürünler-
Ham olsun işlenmiş yağ olsun her zaman arz talebi aşmış ve bu durum üretim fazlasına neden olmuş atıl kullanım yaratmıştır. Fakat AB süreci ile ilgili ilişkilerde artık bitkisel sektörler daha verimli kullanılmaya başlanmış ve daha potansiyelli üretimler olmuştur.
6 Ağustos 2012 Pazartesi
Panik Atak,Panik Atak Tedavisi
Panikatak bir seansta çözüldüğü gibi bir saatte gene ortadan kaldırılabilir. Kişide meydana getirdiğiniz farkındalık panikataklı kişi tarafından ne kadar çabuk kabullenilirse sorun o kadar çabuk çözülür. Bir çok insan yılandan korkar. Yılanı sadece filmlerde ve hayvanat bahçesinde görmüştür şehirde yaşan bu insanlar. Görmediği, dokunmadığı halde neden korkar peki? Çünkü toplumun bilinçaltındaki “yılan korkusu” zamanla bu kişiye aktarılmıştır. Ama Hindistan’da bir başka insan yılan oynatarak hayatını kazanıyor.
Şimdi yılandan korkmak bir hastalık mı? İhtiyaçlarımız, toplumumuz, geleneklerimiz bakış açımızı belirliyor. Çekirge yer misiniz? Tayland’ta vatandaş çerez gibi yiyor çekirgeyi. Rehberimiz bana da ikram etmişti, böğürerek kaçmıştım oradan.
Uzun yıllar oralarda yaşasak bizde yılanı sevip çekirgeyi yiyebiliriz. Bütün bunlar öğrenilmiş davranışlardır. Panikatak’ın da korkulacak bir şey olmadığını biz tek seansta 4-5 saatte öğretiyoruz danışanlarımıza. Bu iş bu kadar kolay bizim için.
İsteyen bize gelip terapimize katılır ve tamamen panikatağı hayatından çıkarır. İstemeyen de doktor doktor dolaşıp 10-15 yıl ilaç yutmaya devam eder. Biz insanlara bu işin tekniğini öğretiyoruz. Uygulamasını yaptırıyoruz.
-Dünyada bir çok ülkede bu teknikler kullanılıyor. Biz ülke olarak her zaman bilimi ve teknolojiyi geriden takip ederiz. Şimdi bir panikataklı danışanım arıyor.
- Hocam, siz tek seansta panikatak’a son diyorsunuz. Ben doktora sordum. O da “bırak sen bu işleri. Bunlar dolandırıcı. Panikatak tedavisi bir günde tedavi olmaz” diyor. Bende diyorum ki;
- Kaç yıldan beri tedavi görüyorsun.
- 10 Yıldan beri…
- Peki sorun bitti mi?
- Hayır. İlaç yutmaktan midem çöp kovasına döndü.
- Söyle o adama, ben dolandırıcı isem seni 10 yılda tedavi edemeyen o adam dolandırıcının karesi… Türkiye Cumhuriyetinin üniversitelerinde okumuş, kapı gibi diploması olan kişiyim. Kendini geliştirmeyen, ulaşamadığı ciğere pis diyen kedilerle işim yok. Bu tür adamların mantığı; “ben bilmiyorsam, ben yapamıyorsam, başkası yapamaz, olamazdır”. İşin ilginci nedir biliyor musunuz? Bizi “tek seansla bu iş olmaz” diye eleştiren zevatın hiç biri arayıp da:
- Kardeş, siz bu işi nasıl yapıyorsunuz?, diye sormadı. Panikatakla yollarını ayıran her danışanımızı gördükçe bizim çalışma azmimiz, aşkımız, şevkimiz katlanarak artıyor. Gerisi dam başında saksağan…
Şimdi yılandan korkmak bir hastalık mı? İhtiyaçlarımız, toplumumuz, geleneklerimiz bakış açımızı belirliyor. Çekirge yer misiniz? Tayland’ta vatandaş çerez gibi yiyor çekirgeyi. Rehberimiz bana da ikram etmişti, böğürerek kaçmıştım oradan.
Uzun yıllar oralarda yaşasak bizde yılanı sevip çekirgeyi yiyebiliriz. Bütün bunlar öğrenilmiş davranışlardır. Panikatak’ın da korkulacak bir şey olmadığını biz tek seansta 4-5 saatte öğretiyoruz danışanlarımıza. Bu iş bu kadar kolay bizim için.
İsteyen bize gelip terapimize katılır ve tamamen panikatağı hayatından çıkarır. İstemeyen de doktor doktor dolaşıp 10-15 yıl ilaç yutmaya devam eder. Biz insanlara bu işin tekniğini öğretiyoruz. Uygulamasını yaptırıyoruz.
-Dünyada bir çok ülkede bu teknikler kullanılıyor. Biz ülke olarak her zaman bilimi ve teknolojiyi geriden takip ederiz. Şimdi bir panikataklı danışanım arıyor.
- Hocam, siz tek seansta panikatak’a son diyorsunuz. Ben doktora sordum. O da “bırak sen bu işleri. Bunlar dolandırıcı. Panikatak tedavisi bir günde tedavi olmaz” diyor. Bende diyorum ki;
- Kaç yıldan beri tedavi görüyorsun.
- 10 Yıldan beri…
- Peki sorun bitti mi?
- Hayır. İlaç yutmaktan midem çöp kovasına döndü.
- Söyle o adama, ben dolandırıcı isem seni 10 yılda tedavi edemeyen o adam dolandırıcının karesi… Türkiye Cumhuriyetinin üniversitelerinde okumuş, kapı gibi diploması olan kişiyim. Kendini geliştirmeyen, ulaşamadığı ciğere pis diyen kedilerle işim yok. Bu tür adamların mantığı; “ben bilmiyorsam, ben yapamıyorsam, başkası yapamaz, olamazdır”. İşin ilginci nedir biliyor musunuz? Bizi “tek seansla bu iş olmaz” diye eleştiren zevatın hiç biri arayıp da:
- Kardeş, siz bu işi nasıl yapıyorsunuz?, diye sormadı. Panikatakla yollarını ayıran her danışanımızı gördükçe bizim çalışma azmimiz, aşkımız, şevkimiz katlanarak artıyor. Gerisi dam başında saksağan…
Kekemelik Tedavisi
Kekemeliği açıklayan çok sayıda yaklaşımın olması, konuyla ilgili çalışanları bir çok bulgu ve tedavi yöntemi ile karşı karşıya getirmektedir. Her tedavi yaklaşımı, bir kuramın üzerine yapılanmıştır. Örneğin davranış değiştirme teknikleri ile tedavi yöntemi, kekemeliği "öğrenilmiş"bir davranış olarak ele almaktadır.
İşitme testlerinden elde edilen sonuçlar, kekemeliği işitsel geribildirim mekanizmalarındaki bozukluğa işaret ettiği şeklinde yorumlanırken, kalıtımın kekemelikte etkisi ile ilgili çalışan araştırmacılar, kekemeliğin kalıtımsal bir bozukluk olduğunu öne sürmektedirler.Kekemelik tedavisi nde mucizeler yaratan son umut ile hemen tanışın 15 günde kekemeliği unutun.
İşitme testlerinden elde edilen sonuçlar, kekemeliği işitsel geribildirim mekanizmalarındaki bozukluğa işaret ettiği şeklinde yorumlanırken, kalıtımın kekemelikte etkisi ile ilgili çalışan araştırmacılar, kekemeliğin kalıtımsal bir bozukluk olduğunu öne sürmektedirler.Kekemelik tedavisi nde mucizeler yaratan son umut ile hemen tanışın 15 günde kekemeliği unutun.
Kekemelik , Kekeme
Çocuklukda yaşanan olaylar nereye kayboldu 3 yaşında korktunuz ve
kekeme oldunuz. İlkokulda öğretmeniniz tahtaya kaldırdı ve takıldınız. Size güldüler, kendinizi kötü hissetiniz. 8 yaşında bir kaza geçirdiniz, travmatik olay bilinçaltınıza RNA moleküllerine kodlandı. Sevdiğiniz insana, onu sevdiğinizi söyleyemediniz… Bütün bu olayların sizde acı hatıraları oluştu. Bunların hepsi travmatik olaylardır. Yani yaşamış olduğunuz bütün travmatik olayların bilinçaltınızdan temizlenmesi lazım. Çünkü bilinçaltınız o travmatik olaya benzer bir ortamla karşılaştığınızda size geçmişte yaşadığınız olumsuz olayı hatırlatıyor. Örneğin; 7 yaşında sınıfta kekelediyseniz, 25 yaşında üniversitede sınıfta konuşurken de aynı sorunu yaşarsınız. “Sen 7 yaşında takılmıştın herkes sana gülmüştü ve yine aynı sorunu yaşayacaksın” der bilinçaltınız... Aslında amacı sizi korumaktır. Bu travmatik olayları virüse benzetebiliriz. Bilgisayarınıza virüs bulaşmışsa ona format atıyorsunuz. Aynı şekilde bilinçaltına kodlanmış, bastırılmış olumsuz olayların temizlenmesi gerek. Bu travmatik olayları da hipnozla formatlıyoruz.
Bu 5 alanda çalışma yapmak durumundasınız. Bir tanesi bile kalsa
kekemelik geçmez. Bu işi kim yapacak? Psikolog, psikiyatrist ya da konuşma terapisti olması gerek... Bizim ülkemizde maalesef tarih bölümünden mezun, emekli öğretmen, lise mezunu insanlar “ben konuşma terapistiyim” diye ortaya çıkıyorlar. Binlerce insanın canını acıtıyorlar. Hayalleri ile oynuyorlar. Nereye giderseniz gidin, ama öncelikle “sizin uzmanlık alanınız nedir?” diye sorun. “Ben eğitimciyim, öğretmenim, mühendisim, işletmeciyim” diyorsa bu işin şarlatanıdır maalesef. Biz psikolog olduğumuz halde bu insanlar kadar kesin konuşamıyoruz. Kekemelik psikolojik bir rahatsızlıktır, bir alışkanlıktır. Bu işi yapan insanın kesinlikle psikolojiyi bilmesi gerek. Aksi takdirde size faydadan çok zarar verecektir. Bu işi yapanlar biz eğitimciyiz diye ortaya çıkıyor. Biz kimseyi eğitmiyoruz. Sadece psikoterapi sürecinden geçiriyoruz. Bizim öğrettiğimiz teknikleri kullandığınız zaman kekemelikten yüzde yüz kurtulursunuz. Kekemelik terapisi tamamen uygulamalı bir terapidir. Karate, kungfu, judo kursuna gidip sadece seyretseniz öğrenemezsiniz. Öğrenmeniz için uygulama yapmanız lazım. Psikoterapi sürecinde de bol bol uygulama yapmak gerekiyor.
kekeme oldunuz. İlkokulda öğretmeniniz tahtaya kaldırdı ve takıldınız. Size güldüler, kendinizi kötü hissetiniz. 8 yaşında bir kaza geçirdiniz, travmatik olay bilinçaltınıza RNA moleküllerine kodlandı. Sevdiğiniz insana, onu sevdiğinizi söyleyemediniz… Bütün bu olayların sizde acı hatıraları oluştu. Bunların hepsi travmatik olaylardır. Yani yaşamış olduğunuz bütün travmatik olayların bilinçaltınızdan temizlenmesi lazım. Çünkü bilinçaltınız o travmatik olaya benzer bir ortamla karşılaştığınızda size geçmişte yaşadığınız olumsuz olayı hatırlatıyor. Örneğin; 7 yaşında sınıfta kekelediyseniz, 25 yaşında üniversitede sınıfta konuşurken de aynı sorunu yaşarsınız. “Sen 7 yaşında takılmıştın herkes sana gülmüştü ve yine aynı sorunu yaşayacaksın” der bilinçaltınız... Aslında amacı sizi korumaktır. Bu travmatik olayları virüse benzetebiliriz. Bilgisayarınıza virüs bulaşmışsa ona format atıyorsunuz. Aynı şekilde bilinçaltına kodlanmış, bastırılmış olumsuz olayların temizlenmesi gerek. Bu travmatik olayları da hipnozla formatlıyoruz.
Bu 5 alanda çalışma yapmak durumundasınız. Bir tanesi bile kalsa
kekemelik geçmez. Bu işi kim yapacak? Psikolog, psikiyatrist ya da konuşma terapisti olması gerek... Bizim ülkemizde maalesef tarih bölümünden mezun, emekli öğretmen, lise mezunu insanlar “ben konuşma terapistiyim” diye ortaya çıkıyorlar. Binlerce insanın canını acıtıyorlar. Hayalleri ile oynuyorlar. Nereye giderseniz gidin, ama öncelikle “sizin uzmanlık alanınız nedir?” diye sorun. “Ben eğitimciyim, öğretmenim, mühendisim, işletmeciyim” diyorsa bu işin şarlatanıdır maalesef. Biz psikolog olduğumuz halde bu insanlar kadar kesin konuşamıyoruz. Kekemelik psikolojik bir rahatsızlıktır, bir alışkanlıktır. Bu işi yapan insanın kesinlikle psikolojiyi bilmesi gerek. Aksi takdirde size faydadan çok zarar verecektir. Bu işi yapanlar biz eğitimciyiz diye ortaya çıkıyor. Biz kimseyi eğitmiyoruz. Sadece psikoterapi sürecinden geçiriyoruz. Bizim öğrettiğimiz teknikleri kullandığınız zaman kekemelikten yüzde yüz kurtulursunuz. Kekemelik terapisi tamamen uygulamalı bir terapidir. Karate, kungfu, judo kursuna gidip sadece seyretseniz öğrenemezsiniz. Öğrenmeniz için uygulama yapmanız lazım. Psikoterapi sürecinde de bol bol uygulama yapmak gerekiyor.
5 Ağustos 2012 Pazar
Masaj Ankara
Masaja Hazırlık
Yapılan masajın daha etkili olabilmesi için önceden bir takım hazırlıklar yapılması gerekmektedir, bu yüzden masaja hazırlık adı altında masaj için geri ortamı sağlamak gerekmektedir. Bu yazımızda masaj için en uygun ortam nasıl hazırlanır bu konuya değineceğiz.
" Masaj yapılacak odanın daha önceden havalandırılmış olması gerekmektedir, bu sayede temiz hava partnerin üzerinde olumlu bir etki yaratacaktır. Oda sıcaklığını ayarlamak mümkün ise 22 derece en uygun olanıdır, 22 derece altı veya üstü sıcaklıklar önerilmez.
" Fazla soğuk bir ortamda masaj yapılmamalıdır, soğuk odada kaslar yeterince gevşeyemeyecek ve olması gerekenden fazla kasılacaktır. Fazla sıcak bir ortamda ise vücut terleyecek ve masajdan yeterli şekilde verim alınamamasına yol açacaktır. Odada bulunan ışık ise masörü ve partneri rahatsız etmeyecek bir düzeyde ayarlanmalıdır. Dilendiği taktirde kokulu mum veya tütsü kullanılarak bulunan ortama değişik bir hava katabilirsiniz.
" Masajdan daha olumlu bir sonuç alınabilmesi için uygun bir müzik hazırlanabilir, bu sayede vücudun dinginliği artacak ve masajdan daha olumlu sonuç alınacaktır.
" Daha önce söylediğimiz gibi terli bir vücut masajdan olumlu sonuç alınamamasına neden olabilir, bu yüzden masaj öncesinde ılık bir duş almanız önerilir. Duş sonrasında masaj yatağına ıslak bir şekilde uzanmanız benzer problemlere yol açacaktır. Bu nedenle vücudunuz olabildiğince doğal kuruluğunda ve nemliliğinde kalmalıdır.
" Son olarak ise tok karın ile yani dolu bir mide ile masaj yaptırmak uygun değildir; masaj yaptırmadan minimum 1-2 saat önce yemek yeme işlemini kesmelisiniz.
Masaj Ankara da yapılırsa Ankara masaj salonlarından ise masaja hazırlık hakkında detaylı bilgi almanız mümkün olacaktır, ankara masaj salonlarını ziyaret ederek uygun ortamı kendi gözleriniz ile görebilirsiniz.
Yapılan masajın daha etkili olabilmesi için önceden bir takım hazırlıklar yapılması gerekmektedir, bu yüzden masaja hazırlık adı altında masaj için geri ortamı sağlamak gerekmektedir. Bu yazımızda masaj için en uygun ortam nasıl hazırlanır bu konuya değineceğiz.
" Masaj yapılacak odanın daha önceden havalandırılmış olması gerekmektedir, bu sayede temiz hava partnerin üzerinde olumlu bir etki yaratacaktır. Oda sıcaklığını ayarlamak mümkün ise 22 derece en uygun olanıdır, 22 derece altı veya üstü sıcaklıklar önerilmez.
" Fazla soğuk bir ortamda masaj yapılmamalıdır, soğuk odada kaslar yeterince gevşeyemeyecek ve olması gerekenden fazla kasılacaktır. Fazla sıcak bir ortamda ise vücut terleyecek ve masajdan yeterli şekilde verim alınamamasına yol açacaktır. Odada bulunan ışık ise masörü ve partneri rahatsız etmeyecek bir düzeyde ayarlanmalıdır. Dilendiği taktirde kokulu mum veya tütsü kullanılarak bulunan ortama değişik bir hava katabilirsiniz.
" Masajdan daha olumlu bir sonuç alınabilmesi için uygun bir müzik hazırlanabilir, bu sayede vücudun dinginliği artacak ve masajdan daha olumlu sonuç alınacaktır.
" Daha önce söylediğimiz gibi terli bir vücut masajdan olumlu sonuç alınamamasına neden olabilir, bu yüzden masaj öncesinde ılık bir duş almanız önerilir. Duş sonrasında masaj yatağına ıslak bir şekilde uzanmanız benzer problemlere yol açacaktır. Bu nedenle vücudunuz olabildiğince doğal kuruluğunda ve nemliliğinde kalmalıdır.
" Son olarak ise tok karın ile yani dolu bir mide ile masaj yaptırmak uygun değildir; masaj yaptırmadan minimum 1-2 saat önce yemek yeme işlemini kesmelisiniz.
Masaj Ankara da yapılırsa Ankara masaj salonlarından ise masaja hazırlık hakkında detaylı bilgi almanız mümkün olacaktır, ankara masaj salonlarını ziyaret ederek uygun ortamı kendi gözleriniz ile görebilirsiniz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)